Ana Menü, Deplasmanlar

Londra

23 Ekim 2014

Uzun süredir yazmadığım deplasman notlarıma Londra’yla dönüş yapma gereği duydum..Çünkü burası sadece bir şehir değil, aynı zamanda tam anlamıyla bir imparatorluk başkenti..İngilizler’in kendi memleketleri için söylediği “üstünde güneş batmayan imparatorluk” cümlesini anlamak için, sanırım Londra’yı görmek gerekiyor..
En başından başlayalım o zaman..Konsolosluk aşamasından..
İngiltere’ye ait belki de en zorlu süreci burada yaşıyorsunuz..Aracı firmanın yeni kurulması, yaz okulları falan derken, kendinizi bir anda uçağı kaçırmış halde bulabilirsiniz..Fazladan para vererek, express vize alma şansınız var ancak bu duruma da çok güvenmeyin çünkü sistemde ciddi aksaklıklar var..Yolculuk İngiltere’ye ise, ilk tavsiyem vize işlerine en kısa sürede başlayın. (Vize başvuru yeri Mecidiyeköy Profilo AVM’nin içinde)Gelelim seyahat kısmına..Londra’da Heathrow,Stansted ve Gatwick olmak üzere 3 tane havalimanı var.. Dolayısıyla uygun uçuş saati konusunda pek bir sıkıntı yaşamıyorsunuz..Sırf Türk Hava Yolları’nın günde 7-8 uçuşu var Londra’ya..Kendinize uygun saati seçtikten sonra ki -biletler pahalı,erken almakta fayda var- soluğu uçakta alıyoruz.

[unitegallery Londra1]
Yolculuk süresi 4,5 saat..Uçakta, hostesler size ufak bir form veriyor..’Kaç gün,nerede kalacaksınız? Ne yapacaksınız’ gibi sorular var..Anket falan sanıp,doldurmamazlık etmeyin..O form olmadan ülkeye sokmuyorlar..Biz Arsenal – Beşiktaş maçı için Heathrow Havalimanı’na indik..Havalimanından şehre hem metro hem de tren hattı var..Heatrow Express’le merkeze, üstelik hızlı bir şekilde 34 pound’a gidebilirsiniz..Biz Paddington’da kalıyoruz..Orada oteller bölgesi kıvamında bir bulvar var..Üstelik bu mekan Paddington Tren istasyonuna da 100 metre uzaklıkta..Biz yanımızda çok fazla malzeme olduğu için taksiyi tercih ettik..Taksi fiyatları Londra’da çıldırmış vaziyette..Havalimanı – Merkez yaklaşık 110 Pound ( 400 TL’ye yakın) tutuyor..

[unitegallery Londra2]

Neyse ki havalimanının danışma bölümünde, Vip taksi denilen bir hizmet var..7 kişilik Vito minibüs gelip alıyor.Eğer kalabalık bir grupsanız, maliyet ciddi anlamda düşüyor..Havalimanı’ndan kafamızı dışarı uzattığımız anda, şiddetli yağmurla karşı karşıya kalıyoruz..1 Ağustos itibariyle de sıcaklık 10 derece civarı..Dolayısıyla mevsim ne olursa olsun, burada asla sırf tshirt’le sokağa çıkmayın..Yanınızda kapşonlu bir mont bulundurmanızı tavsiye ederim..Yağmur ve serin hava için de Londra’nın en belirgin iklim özellikleri diyebiliriz zaten.Şehiriçi ulaşım ağırlıklı olarak metro ve otobüsle yapılıyor..İngilizlerin “underground” (yer altı) dedikleri metro, şehri tam anlamıyla sarmış durumda..Tam tamına 270 istasyon bulunuyor..Metroyu 6 bölgeye ayırmışlar,ilk 3 bölge merkez, diğerleri banliyöler..Metro kaçırma diye bir kavram yok çünkü neredeyse dakika başı bir tren geliyor..İşin ilginci ,aynı duraktan geçen trenler farklı farklı yerlere gidebiliyor..Gerçekten de aşmış bir ulaşım ağı..Sırf görmek için bile ,1 günlük sınırsız bilet alıp,durak durak dolaşabilirsiniz..Sadece maç için gelmedim, şehri de gezeceğim diyorsanız,bir turist haritası, bir metro haritası, bir de günlük sınırsız kullanıma sahip ‘day travel card’ almanızı tavsiye ederim.Londra’da kalacak yer sorunu için en iyi çözüm aslında arkadaş evi..’Burada tanıdık yok, mecbur otel bulacağız’ derseniz, ciddi bir maliyet sizi bekliyor..Otel fiyatları da şehrin ekonomik yapısı gereği oldukça pahalı..3 yıldızlı ufacık odalı oteller bile kişi başı 100 pound istiyor..Zaten Londra’yla ilgili belki de tek olumsuzluk, yükek fiyatlar.Şehirde yeme içmeden tutun da, alışverişe kadar çok ciddi bir pahalılık mevcut..

[unitegallery Londra4]

Yemek demişken şunu da eklemek lazım..Londra diğer Avrupa kentleri gibi ‘ne yiyebilirim? derdiyle karşılaşacağınız bir şehir değil..Çok kozmopolit bir yapısı olduğu için sokaklarda neredeyse İngilizler kadar, diğer milletlerden insanlara da rastlamak mümkün..Bu durum şehrin yemek kültürüne de yansımış durumda..En sıradan cadde de bile, 5-6 farklı ülke mutfağını görme şansınız var.İngilizler, yemek olayını hayatın ufak bir detayı olarak belirlemiş gibiler..Öyle oturup,menü isteyip,uzun sohbetli yemekler yok..Sokakta,metroda,parkta otururken, marketlerden aldıkları soğuk sandöviçlerle karınlarını doyuruyorlar.Yemek için fazla bütçe ayırmak istemiyorum diyorsanız, siz de marketlerden soğuk sandeviç ya da makarna alıp, yemek işini ayaküstü halledebilirsiniz..Bunun dışında her yerde Burger King, Mc Donalds gibi fastfood zincilerine rastlayabiliyorsunuz..Tabi ki Londra’da çok sayıda Türk restoranı da olduğunu belirtelim..Benim tavsiyem ise ufak dükkanlarda hizmet veren, bol baharatlı Meksika ve İtalyan mutfakları..

[unitegallery londra3]

Londra’yı iki kelimeyle anlat deseler “yeşillik ve tarih” diyebilirim herhalde..Şehrin her tarafı parklarla kaplı..Resmi kayıtlara göre 143 park ve bahçe bulunuyor Londra’da..Park denince İstanbul’daki gibi banklı, kaydıraklı, mekanlar düşünmeyin..En ufak park bizim Yıldız Parkı kadar..Şehrin en büyük yeşil alanı Hyde Park..Büyüklüğü 250 hektar yani 2,5 milyon metrekare..İçinde kocaman bir gölü var..Parkın kuzeydoğu bölgesinde, serbest konuşma yeri olarak bilinen Speakers’ Corner bulunuyor..Burada insanlar yüzyıllardan beri, yüksek sesle düşüncelerini kürsüde ifade ediyor..En zıt fikirde tipler, etraflarında toplanan kalabalığa düşüncelerini anlatıyor..Ne kavga var ne dövüş..Demokrasi kavramı açısından gerçekten tarihi bir yer aslında…Londra’da güneşli gün yakalarsanız,mutlaka uğramanızı tavsiye ederim..

Tabiki sadece Hyde Park yok Londra’da..Şehrin büyük bölümü bu parklarla kaplı..Hayvan hakları konusunda hassasiyetlerinden dolayı, parklar birer hayvanat bahçesi gibi..Gidip herhangi bir banka oturduğunuz zaman yanınıza sincap,kirpi,ördek ne varsa geliyor..İnsanlardan zarar görmedikleri için evcil bir moda girmişler..Özellikle sincapların sizi ağaç yerine koyup,üzerinize tırmanma ihtimali gayet yüksek..Gelelim gezilecek tarihi yerlere..Elbette Buckingham Sarayı ilk sırada..Hem yapının güzelliği, hem kraliçeye ev sahipliği yapması, hem de sarayı koruyan askerlerin nöbet değişimi, burayı şehrin en çekici yeri haline getirmiş..Buranın dışında en çok ziyaret edilen kısım Westminister bölgesi.. Burada 35 metre yüksekliğiyle Avrupa’nın en büyük dönme dolabı olan London Eye’a da binebilir, (reservasyonla gitmenizi tavsiye ederim,çok kuyruk oluyor) dünyanın en büyük saat kulelerinden Big Ben’i görebilirsiniz..

[unitegallery Londra5]

Elbette ziyaret edilecek yerler buralarla sınırlı değil..Londra’nın Taksim Meydanı sayılabilecek Trafalgar Square, dünyanın en büyük arkeoloji müzelerinden biri olan British Museum, Parlemanto binaları, Tower Bridge, Kraliyetle ilgili taç giyme törenlerinin yapıldığı Westminister Abbey, önünde daima yüzlerce insanın kuyrukta beklediği meşhur balmumu heykel müzesi Madame Tussauds, Lady Diana’nın düğününün yapıldığı St Paul Katedrali ve Anna Boleyn’in hayaletinin dolaştığı rivayet edilen White Tower da görülmesi gereken mekanlardan sadece bir kaçı..

Ve bir kaç notta gece hayatından verelim…Londra için Paris ve İstanbul’la birlikte 24 saat yaşayan Avrupa’nın 3-4 şehrinden biri diyebiliriz.Biz tanıdık bir yüz görmedik.Ancak anlatılanlara göre Londra gecelerinde Kate Moss,Rihanna, Paris Hilton gibi ”ünlü” isimlere rastlamanız mümkün..Eğlence dans ve elektro müzik üzerine kurulu..Sabaha kadar açık birçok mekan var.Gece gezmesi için en önemli adres Soho denilen bölge..Sadece gece kulüpleri ve pub’lar değil, kahve dükkanları bile bu bölgede geç saatlere kadar açık.

[unitegallery Londra6]

Mekanların önünde çok ciddi kuyruklar var..Zaten burada eğlence hayatı rezervasyon üzerine kurulu.Ayrıca Soho’ya gelince, İngiltere genelinde, neden sokaklarda herkes şık anlayabiliyorsunuz..Tüm mekanların önünde çok ciddi bir kıyafet kontrolü var..’Spor giyineyim, rahat olayım’ diye çıkarsanız, iyi bir mekana girme şansınız yok.Şehrin en tanınmış kulübü, bünyesinde drum & bass, house ve hip-hop olmak üzere üç müzik salonu bulunduran Fabric.. Gece 01’den sonra metro olmadığı için Night Bus’lar devreye giriyor..Burada da enteresan manzaralar görebilirsiniz..Fotomodel modunda adamları ya da kadınları, film setinden fırlamış tipleri, otobüsle evlerine giderken görmek mümkün..Şehrin bir diğer popüler mekanı Pacha ise Victoria tren istasyonunun arkasında yer alan acaip bir disco..1920’lerden kalma bir binada nasıl eğlenilir diye merak ediyorsanız, içeri girin.Stud io 338,Cable,Xoyo ve Egg London (sigara içenler için dev bahçesi ve terası var) şehrin diğer eğlence mekanları.

Tarihi mekanlar, yeşil alanlar, gece hayatından bahsettik..Bir de şehrin diğer tarafı var..Camden Town..İstanbul üzerinden örneklemek gerekirse, burası biraz Cihangir, biraz Mısır Çarşısı, biraz Sirkeci..Hediyelik eşyacılar, sahaflar, kostümcüler, antikacılar, uçuk kaçık ne varsa buraya toplanmış..Bir de yerel tatların olduğu bir çarşısı var ki, Filipin mutfağından tutun, Meksika sofrasına kadar her yemeği bir arada bulmak mümkün..Ve elbette adeta el sanatına dönüşmüş muhteşem graffiti’leri de unutmamak lazım.

[unitegallery Londra7]

Londra’ya pahalı dedik ama burası alışveriş tutkunları için mükemmel bir şehir..Dünyanın en lüks mağazalarını Londra’da bulmak mümkün.Bunların başında ise sanırım Harrods var..5 katlı bu mağazayı Boyner-Mudo arası bir yapıya benzetebiliriz çünkü içerisinde giyimden, mobilyaya, dekorasyondan, tekstile her türlü ürünü bulmak mümkün..Sırf fiyatları görmek için de bu mağazaya gelmenizi tavsiye ederim..1000 pound’a tost makinesi, 500 pound’a hırka falan satıyorlar..Mağazanın en alt katında ise Lady Diana anısına yapılmış bir çeşme ve yine kendisine ait nişan yüzüğünü görebilirsiniz..‘Lükse gerek yok ucuzluk peşindeyim’ diyorsanız, adresiniz Oxford Street olsun..Özellikle bu caddedeki Primark’ta tam anlamıyla bir alışveriş çılgınlığı yaşanıyor..Arap turistlerin işgali altındaki bu mağazada 1 pound’a kravat, 3 pound’a tshirt , 9 pound’a ayakkabı bulmak mümkün..

[unitegallery Londra8]

Tabi ki deplasman yazısı yazarken futbola değinmemek olmaz.. Chelsea,Fulham,Arsenal,Tottenham Londra’nın 4 büyük kulübü..Birbirlerinden haz etmediklerini söylemek mümkün..Chelsea ile maçınız varsa, Fulham’da bir cafe’ye gidip ben Türk’üm diye bağırabilirsin..En kötü birşeyler ısmarlarlar..O derece bir rekabet var..Emirates Stadı merkezden 8-10 km dışarıda..Stada 500 metre mesafede cafeler,restoranların olduğu bir cadde var.Biz Emirates’e giden yolun üstündeki ufak bir İtalyan lokantasını tercih ettik..Dükkanın sahibi yaşlı amca, Sicilyalı olduğunu söyleyince “Oo mafia” diyoruz gülerek, adam Türk değil misin sen, sana burada bişey olmaz” diyor.. İlk başta anlam veremiyoruz ama biraz daha konuşunca, olayı çözüyoruz..

Emirates Stadı, Türk mahallesinin yanına inşaa edilmiş..Ve etraftaki mekanların neredeyse tamamı Türkler’e ait..Stadın arka mahallesi ise adete Türkiye’den ufak bir şehir görünümünde..Şaşkınlıkla etrafı incelerken kendimizi statta buluyoruz..Muhteşem bir Arsenal Store karşılıyor bizi..Türkiye’deki dev elektronik mağazalarına benzer büyüklükte bir mekan..
Stadın çevresindeki oturma yerlerine Arsenal’in efsane isimlerinin verilmesi ise çok şık..
Holiganizm, fanatizm sorununu ise kökten halletmişler..Ev sahibi taraftar ile rakip takım taraftarları sokakta, mekanda, her yerde yan yanalar, karşı karşıyalar..Hiçbir sıkıntı olmuyor..Doğal olarak futbol iklimi anlamında Londra muhteşem bir yer..Özetlemek gerekirse Londra gerçekten de gidilmesi gereken bir deplasman…Çünkü burası klasik bir Avrupa şehri değil, bambaşka bir dünya..Gidip gördüğü zaman insan anlayabiliyor neden kendilerini Krallık olarak gördüklerini..Evet pahalı bir şehir..Evet yağmurlu,kapalı bir şehir..Ama tarihi, yeşili, eğlencesi, şehir kültürü, futbol kültürüyle burası tam anlamıyla bir metropol..Gelin ve görün derim..

Not 1: Mümkünse Türkiye’den gelirken, mutlaka yanınıza Pound alın..’Yanımda euro var orada bozdururum” demeyin..Çok yüksek bir komisyon ödüyorsunuz..
Not 2: İngiltere’deki prizler bizimkilerden farklı olarak üç girişli..Şarjmış,bilgisayarmış hiçbir şekilde prizlerden yararlanamıyorsunuz..Bu sorunu çözmek için çevirici ufak bir aparat var..Mümkünse Türkiye’de alarak gidin..Ya da mecbur İngiltere’de büyük marketlerden 3 pound’a alabilirsiniz..
Not 3: İşe gidiş ve işten dönüş saatlerinde, yoğunluk nedeniyle metro turnikeleri bazen açılıyor..Uyanıklık yapıp,kart basmadan geçmeyin, 100 pound’a yakın cezası var.

Leave a Reply