Ana Menü, Deplasmanlar

Madrid

13 Mart 2013

Bu sefer ki deplasman durağımız İspanya’nın başkenti MadridDaha önce Madrid’e gidenlerin görüşleri pek de iç açıcı değil aslında..Genel kanıya bakıldığında  ‘Barcelona İstanbul ise Madrid’de Ankara’dır’ cümlesi sık sık karşıma çıkıyor.Biz de tabi bu tanım doğru mu değil mi kendi gözümüzle görmek için yola çıkıyoruz..İlk olarak şunu söyleyelim..Ulaşım sıkıntısı ya da aktarma derdi yok..Thy’nin günde 3 ya da 4 seferi var Madrid’e..4 saatlik uçak yolcuğu sonrası Madrid’e ulaşabiliyorsunuz..Havalimanı oldukça büyük..Dönüş biletinizin üzerindeki terminal numaralarına dikkat edin çünkü hem yürüme mesafesinde değiller hemde bindiğiniz taksiler direkt  ‘hangi terminal’  diye soruyor..

Barajas Havalimanı’nda pasaport kontrol noktasını 15 saniye de geçiyoruz..Genelde yurtdışında sorulan ”niye geldiniz,kaç gün kalacaksınız’ soruları burada sorulmuyor..İspanyol halkının rahatlığını daha ülkenin giriş noktasında görmek mümkün:)Havalimanıyla şehir merkezi arası yaklaşık 15-20 kilometre..Önümüzde 2 seçenek var..Araba kiralamak ya da taksi tutmak..Biz tercihimizi taksiden yana kullanıyoruz çünkü şehir de ciddi bir park sorunu var..Yollar kaç şeritli olursa olsun,kaldırım kenarına kolay kolay parkettirmiyorlar..Otel otoparkları ise günlüğü 15 euro’dan başlıyor..

Taksiye atlayip şehir merkezine gidiyoruz..Öncelikle şunu belirtmek lazım..Yol, iz bilmiyorsanız, kendinizi taksiciye emanet edin….’Kazıklar mı bizi’ diye hiç endişe etmeyin..çünkü net olarak kazıklıyorlar:)

[unitegallery madrid1]

Bir tanesi takımı karşılamak üzere 4 kez havalimanına taksiyle gidip geldik ve her seferinde 25 ile 45 euro arası 4 farklı ücret verdik..Kimisi uzun yoldan gidiyor,kimisi bagaj parası istiyor..En iyisi taksiye binerken hazırlıklı olmak..Bu taksi kabusundan kurtulmanın yolu ise elbette  metro..Muhteşem bir metro ağı şehri sarmış vaziyette..Yapacağınız ilk iş Madrid Travel Pass kartı almak..Şehirde kalış sürenize göre maliyeti 8-35 euro arası değişiyor..Bu kartın en önemli özelliği ise sadece metroda değil otobüs ve trende de geçerli olması.Taksiyle 15 dakikalık yolculuk sonrası şehir merkezindeyiz..Kaldığımız yer ‘Güneşin kapısı’ anlamına gelen Puetro Del Sol Meydanı..Burası Madrid’in merkezi sayılıyor..Sabah 9’da da gece 03’de de her daim kalabalık bir meydan..Çalgıcılar,pandomim yapanlar,dans edenler..Oldukça şenlikli bir yer..Meydanın tam ortasında havuz var..Turistler bu havuzun kenarında oturup, gelen geçeni izliyorlar..Meydanda ilgi çeken bir diğer yapı ise ‘0 kilometre heykeli’..Burası İspanya’da ulaşım ve karayollarının başlangıç noktası sayılıyor..Halkın inanışına göre ise bu heykele dokunan herkesin yolu bir gün mutlaka yeniden Madrid’e düşüyor..

[unitegallery madrid2]

Bu arada şunu da hatırlatayım.. Madrid’de dolaşırken yanınıza gelen dilencilere ters cevaplar vermemeye dikkat edin.. Çekim yaparken ısrarla para isteyen bir dilenciye anlık bir refleksle ”Ya bi git başımdan” deme gafletinde bulundum..
Adam bana cevap olarak ”3 kuruş versen ne olacak ölür müsün?” şeklinde cevap verdi.. Şaka değil.. Del Sol Meydanı’ndaki dilencelerin büyük çoğunluğu Türk ve Bulgar..Israrlı halleri sizi sinirlendirse bile tepkinizi Türkçe göstermeyin çünkü hemen karşılık alma ihtimaliniz yüksek..Elbette şehir, Del Sol meydanından ibaret değil..Madrid tam anlamıyla bir açık hava müzesi..Ziyaret edebileceğiniz onlarca yer var..Sokaklar devasa, yüzyıllık taş binalarla dolu..Modernleşme adına yapılan cam binalardan tamamen uzak durmuşlar.Şehrin mimarisi inanılmaz güzel.Mc Donalds bile 100 yıllık bir binanın altında hizmet veriyor.Kraliyet sarayı,şatolar,hükümet binaları, hepsi kartpostallık..Ama Royal Palace için ayrı bir parantez açmamız gerekiyor.İspanya Kraliyet Sarayı şehrin en güzel yapılarından biri.. 18.yy’da inşa edilen sarayın 3400 adet odası var.Hemen yanında Madrid’in en büyük katedrali La Almudena bulunan saraya giriş ise 11 euro.

[unitegallery madrid3]

Sanata ve özellikle resme  merakınız varsa Ulusal Müze ve Del Prado’da  dünyaca ünlü ressamların tablolarını görmeniz mümkün..Buradaki Picasso tablolarının yılda 2 milyon turist tarafından ziyaret edildiğini de not olarak belirtelim.Biz vakit darlığından dolayı gidemedik ama  1929’da inşa edilmiş İspanya’nın en büyük boğa güreşlerinin merkezi olan Plaza del Toros Arenası da Madrid’de bulunuyor..Yolunuz düşerse gidebilirsiniz..Fiyat bakımından da çok pahalı bir şehir değil Madrid..Alışveriş tutkunları için güzel bir uğrak yeri..Şehrin farklı bölgelerinde alışveriş caddeleri var.Sol-Salamanca bölgesi bunların başında yer alıyor.Dünyaca ünlü büyük markaların tamamını bu bölgede bulmak mümkün.İspanyol modacıların mesken tuttuğu butikler ise ağırlıklı olarak Calle Ortega Gasset caddesinde.İspanya’ya özgü hediyelik eşya alacaksınız gideceğiniz bölge ise Calle Toledo..Burada yüzlerce çeşit İspanyol espadril tarzı ayakkabıları bulmak mümkün..Çarşı,pazara meraklıyım diyorsanuz Mercado  San Miguel’i ziyaret etmeniz şart..Burası bir semt pazarı..1815’ten beri açık olan bu pazar İspanyol sosyal yaşamının adeta bir aynası..Vaktiniz varsa bi 5 dakikanızı ayırmanızı tavsiye ederim.Gece hayatına gelince..Madrid için Avrupa’nın en hareketli gece hayatına sahip şehirlerinden birisi demek çok da yanlış olmaz…Yaşlı kıtanın büyük bir bölümü saat 22’de mekanları kapatırken,Madrid aynı İstanbul gibi sabaha kadar yaşayan bir şehir..Barlar sokağı tarzında mekanların yanısıra,gece cok geç saatlere kadar açık olan cafe tarzı bir çok mekan da mevcut..Madrid’i diğer Avrupa şehirlerinden ayıran en önemli özelliği ise gece hayatı kültürünün belli bir bölgede toplanmış olmaması..Şehrin ara sokaklarında bile ufak tefek çok sayıda bar var.Plaza Del Sol, La Latina  eğlencenin tavan yaptığı bölgeler..Buralarda hele bir de festival günlerine denk gelirseniz, manavlar bile dükkanın önüne shot bardağı koyuyor..

 

[unitegallery Madrid4]

Casa Patas,Central ,Bar Cock,Pacha,Joy Madrid en çok bilinen mekanlar..Ben daha kalite takılayım diyorsanız sizi  sizi Gabana 1800 ya da Casa Lucio’ya alalım..Yalnız buraya girerken kıyafete önem gösterin..Salaş şekilde içeriye girmeniz mümkün değil..İçerisi şık ve pahalı..Bu kadar parayı niye harcayayım diye sormayın..Bi anda yan masanıza Penelope Cruz belirebilir..Halkın genel yapısı ise oldukça sıcak.. Ancak Madrid  Avrupa’nın dil anlamında belki de en sıkıntılı başkenti konumunda..Yerel halkın çok büyük bir çoğunluğu İngilizce bilmiyor..O yüzden iletişim kurmak oldukça zor..Herşeye rağmen oldukça yardımseverler..Türklere karşı sempatileri de var diyebilirim..Herhangi bir sorununuz olduğunda, bir şekilde o sorun hallolana kadaryanınızda duruyorlar..Gelelim yemek konusuna..İspanya’da kahvaltı kültürü bizdeki gibi değil..Çok yıldızlı bir otele de gitseniz Türkiye’deki kahvaltı zenginliği yok..Otel kahvaltısından bıkarsanız Sol Meydanı’nın biraz aşağısında bir kaç tane kahvaltı veren mekan var..Kahvaltı dediğim de sahanda yumurta ya da omlet..Yine de İspanyol mutfaği bize çok da uzak değil..Etli yemeklerin büyük bir bölümünde domuz eti kullanılmıyor..En çok yenilen yemek ise ‘Tapas ‘adı verilen deniz ürünleri ve mevsim sebzelerinden oluşan bir tür salata..Tadı oldukça güzel..Bunun dışında bir de ‘Paella’ adı verilen üstünde tavuk ya da karides parçaları bulunan özel soslu bir pilavları var ki gayet damak tadımıza uygun..’Yok ben yabancı tatlara karşıyım,bildiğim yemekten şaşmam’ derseniz,şehir de Türk kebapçılarını da bulmanız mümkün..

Futbol elbette şehrin en önemli eğlencelerinden biri konumunda…Şehrin 2 büyük takımı Real ve Atletico arasında ciddi bir rekabet var..Kralın takımı Real ile muhaliflerin takımı konumundaki Atletico’nun rekabeti, 2 kulübün kuruluşlarından bu yana hep varolmuş..İki takım arasındaki rekabet sosyo-politik nedenlerden dolayı bizdeki gibi sadece futbol odaklı değil. Real Madrid ne kadar kralın takımıysa, Atleti o kadar halkın ve ezilen kesimin takımı konumunda.Bu durum aradan geçen yıllara rağmen değişmiş değil.Hala şehrin zengin kesimi Real Madrid’i desteklerken, işçi kesiminin neredeyse tamamı Atletico Madrid’i destekliyor.

 

[unitegallery madrid5]

1906’da başlayan rekabette elbette hem başarı hem bütçe anlamında Real Madrid’in çok önde olduğunu söylemeye gerek yok.Ancak bu durum Atletico taraftarını daha da kamçılamış duruyor..’Kupa için sevmedik” sloganıyla takımlarına sıkı sıkıya bağlı Atletico Madrid taraftarı.Futbol aynı zamanda şehrin ekonomisine  katkıda bulunan önemli bir sektör haline gelmiş durumda….Sokaklardaki gazete büfelerinde bile takımların kaşkol ve formalarını bulmak mümkün..Real Madrid’in muhteşem stadı Santiago Barnebau ise adeta bir turizm merkezi..16 euro karşılığında stada girip dolaşabiliyorsunuz..Üstelik bu gezi sırasında soyunma odasına girip hocanın taktik verdiği tahtayı görme şansınız bile var..Stat içinde bulunan müze ise turun başka bir güzelliği..Atletico Madrid’in Vicento Calderon Stadı ise çok daha mütevazi bir yapı..57500 kişilik stat şehir merkezine 10 dakika uzaklıkta..Altından tünel, yanından ise nehir geçen ilginç bir yapı..Yine de atmosfer ve baskı anlamında oldukça etkileyici bir stat diyebilirim..Atletico seyircisi ,Real Madrid taraftarı dışında herkese sempatiyle yaklaşıyor..Stat çevresinde Türk taraftarlarla karşılıklı tezahürat bile yaptılar..Bu açıdan da İspanyolların oldukça misafirperver olduğunu söylemek mümkün..Özetle; yurtdışı seyahat planınız varsa,Madrid’i görülecek yerler listesine mutlaka ekleyin çünkü İspanya,  ne İngiltere gibi sıkıcı ve soğuk ne de Almanya gibi sistemli bir ülke..Başkentleri Madrid, Avrupa’da hayatı 24 saat  yaşayan ender şehirlerden bir tanesi..Üstelik hayat pahalı değil ve insanları misafirperver..Elbette çok sayıda gezilecek mekana da sahip..

Not 1: Gitmeden önce en azından derdinizi anlatabilecek kadar İspanyolca öğrenin..Mutlu olursunuz..

Not 2:İlkbahar ya da sonbaharda gidin..Kışın eksi dereceler ve ciddi soğuk, yazın ise 35 derece ve ciddi sıcak..

Leave a Reply