Ana Menü, Deplasmanlar

Braga

17 Şubat 2012

Deplasmana gidilirken ilk adım güzergaha bakmaktır.. Bu yüzden Portekiz deplasmanları medya mensupları için genelde sıkıntılıdır çünkü Lizbon dışında Portekiz’e direkt uçuş yok.Braga deplasmanına gidecek olanlar için THY’nin belirlediği 2 güzergah var.Ya direkt Lizbon’a uçup,araba kiralayıp, 400 kilometre yol yaparak Braga’ya ulaşacaksınız ya da Frankfurt aktarmalı olarak Braga’ya 40 km uzaklıktaki Porto’ya ineceksiniz.Bavul hazırlama aşamasına değinmek gerekirse, şehir Portekiz’in kuzeyinde ve oldukça dağlık bir alana kurulmuş vaziyette..Okyanusa 30 km mesafede olmasına rağmen bu yükseklik iklimi karasal hale getirmiş.O yüzden kışın gidiyorsanız sıkı giyinmenizde fayda var.Yolunuz Braga’ya ilkbahar ve sonbahar aylarında düşerse, sağlam bir yağmurluk şart çünkü ciddi bir yağış potansiyeli mevcut.Biz takım uçağıyla gittiğimiz için direkt olarak Porto’ya indik..Oradan da otobüsle Braga şehrine vardık.

[unitegallery braga1]

Braga,Portekiz’in Lizbon ve Porto’dan sonraki üçüncü büyük şehri..Tabi büyük şehir denince aklınıza öyle metrolu,raylı sistemli,modern alışveriş merkezlerine sahip bir şehir gelmesin.Eski binaların bulunduğu,her sokağı tarih kokan bir kent Braga.Şehirdeki ilk gecemiz itibariyle Braga’da duyabildiğimiz tek ses, kiliselerin çanları..O yüzden burada kendinizi İngilizlerin meşhur ”28 days later” filmindeki gibi hissedebilirsiniz.Şehirde, sanki salgın bir hastalık olmuş da tamamen terkedilmiş havası var.Yazın buranın daha hareketli olduğu söyleniyor ama Braga için Şubat ayında tamamen ölü bir şehir diyebiliriz.

Elbette halkın bu kadar erken evlerine kapanması Braga’daki yeme içme kültürünü de etkilemiş durumda.Sokaklarda gördüğümüz mekanların yüzde 99’u kapalı..Fast-food’la idare ederiz derseniz, şehir meydanında Mc Donalds var ve geç saatlere kadar açık.Kültürel yemekleri ise bizim damak zevkimize çok uzak değil.Bol baharat kullanıyorlar.Meze kültürleri de var.Yemek yerken masayı bir çok mezeyle donatabilirsiniz..Türklerin yurtdışındaki en büyük yemek kabusu olan domuz eti burada bize çok büyük bir sıkıntı yaratmıyor çünkü restoranlarda dana eti revaçta.Ayrıca hemen hemen heryerde tavuk ve balık da bulmak mümkün.Fiyatlarda oldukça makul diyebilirim.Portekiz’in diğer şehirlerinde olduğu gibi Braga’da da içecek kültürü şarap üzerine inşa edilmiş durumda.Neredeyse kahvaltıda bile şarap iciyorlar.Tabi bu hareketsizlik  durumu şehrin her kısmı için geçerli değil.

[unitegallery braga2]

Eğitimiyle ünlü Minho Üniversitesi genç nufüsun artmasına sebep olmuş.Bu yüzden de şehrin üniversiteye yakın bölümünde bambaşka bir ortam var..Hemen hemen heryer pub’larla dolu ve neredeyse her gece Erasmus partileri yapılıyor.Bir başka alışkanlık ise Minho Üniversitesi’nde okuyan yabancı öğrencilerin, kendi eğlence kültürlerini Braga’da sergileme adeti..Herhangi bir mekana girip İtalyan gecesiyle karşılaşmanız, başka bir mekanda Bulgar eğlencesine denk gelmeniz çok da şaşırtıcı değil.Bu mekanlar okul döneminde ağzına kadar dolu.Şehrin geri kalan kısmının aksine,Üniversite bölgesi oldukça canlı diyebilirim.Ancak şunu da ifade etmekte fayda var.Şehir turistik bir şehir değil..Gelen turistler de kiliseler için geliyor..Bu mekanlardaki öğrencilerin de hepsi birbirini tanıdığı için, herhangi bir mekana girdiğiniz de yabancı olduğunuz anında hissediliyor.Yabancı düşmanlığı yok ama İtalyanlar gibi de sıcak değiller.Bunu bizzat Minho Üniversitesi’nde okuyan bir Türk kardeşimiz anlattı ki, anlatmasa da o yabancılığı hissedebiliyorsun.

Gelelim Braga’nın en çok bilinen özelliğine.Burası bir din şehri.Eğer din turizmine ya da Hristiyanlık tarihine merakınız varsa Braga sizin için bulunmaz bir fırsat çünkü Avrupa’da bu kadar çok kilisenin bir arada bulunduğu başka bir şehir görmedim. Zaten Braga için Portekiz’in dini başkenti deniyor.Ülkenin en önemli dini yapısı Bom Jesus Katedrali de Braga’da bulunuyor.Şehre hakim bir tepede inşa edilen Bom Jesus’un uzun yıllar Hristiyanlara yol göstericilik yaptığına inanılmış. Bunun dışında 300-400 yıl önce inşaa edilen yüzlerce irili ufaklı kilise ayakta kalmayı başarmış bir şekilde Braga’da varılığını sürdürüyor.

[unitegallery braga3]

Yurtdışı deplasmanlara gidenler iyi bilir.İlk önce parasına sonra havasına bakılır.Braga’nın belki de en büyük artısı; ucuzluğu…Yeme ve içmenin yanısıra mağazalarda da enteresan bir ucuzluk mevcut..Türkiye’de 80-100 TL’ye alabileceğiniz ‘marka’ gömlekleri Braga’da 10 euro’ya almanız mümkün..Üstelik mağaza çeşitliliği de bu küçük şehre oranla oldukça fazl..İstanbul’daki Avm’lerde gördüğümüz mağazaların hemen hemen tamamına Braga’da da rastladık.Futbol yönünden baktığımızda ise Braga’nın bir futbol şehri olmadığını söylemek mümkün.Maç günü halkta herhangi bir hareketlilik ya da heyecan yok.Öyle sokaklarda dolaşan Braga formalı gençleri de pek göremedik açıkcası.Zaten tribünlerdeki boşluklarda, bu ilgisizliğin göstergesi gibiydi.Geçen sezon Uefa finali oynamış bir takıma sahip Braga’nın futbola bu kadar ilgisiz olması elbette şaşırtıcı.

[unitegallery braga4]

Tabi Braga’ya gidip de Municipal Stadı’ndan bahsetmemek olmaz.Portekiz’li mimar Moura tarafından tasarlanmış bu stat daha önce Maden Ocağı olarak kullanılan dev kayaların içine inşaa edilmiş.Stadın kale arkalarında tribün yerine devasa kayalar va..Türkiye’de numaralı olarak bilinen tribün de yine büyük bir kaya parçası üzerine oturtulmuş durumda.30 bin kişilik bu stat, ilginç dizaynı nedeniyle Uefa’dan da ödül almış.Böylece Uefa,Stat kriterlerinin içinde ‘kale arkası tribünü olmak zorunda” gibi bir madde olmadığını da öğrenmiş olduk.4 günlük Braga seyahatinden akılda kalanlar bunlar..Kısacası benim amacım gece hayatı,eğlenmek,çoşmak diyorsanız Braga size göre bir yer değil.Fotoğrafçılığa meraklıysanız,tarihi yerleri,taş yapıları,kiliseleri ziyaret etmeyi seviyorsanız, Braga gidilebilir bir şehir.Ha unutmadan şunu da söyleyeyim.Braga’ya yolunuz düşerse, yanınızda bir tane de fazladan boş bavul götürün.Dönüşte o bavulu dolduracak, uygun fiyatlı birseyler mutlaka bulabilirsiniz.

Leave a Reply