Ana Menü, Deplasmanlar

Stoke-on-trent

28 Kasım 2011

İngiltere’nin sanırım en kayıp şehirlerinden birindeyiz. Adını kentin futbol kulübünden alan Stoke-On-Trent için ”terk edilmiş şehir” demek çok da yanlış olmaz. Açık söylemek gerekirse, burası bir gezi bloğu olsa Stoke-On-Trent hiçbir şekilde kendine burada yer bulamazdı..Ancak şehir Türk takımları için olası bir deplasman potansiyelini koruduğu için bu şehri de kaleme almak istedim.

Klasik İngiltere havasını sonuna kadar bünyesinde barındıran Stoke City ilkbahar,sonbahar ve kışın soğuk, yazın ise sıcak.Bavulunuza koymanız gereken ilk şey elbette yağmurluk ya da şemsiye.

İngilizlerin 30 sayfalık formunu doldurup, vizemizi aldıktan sonra havalimanının yolunu tuttuk.

Planımız Manchester’a uçakla gidip,oradan tren yoluyla şehre varmaktı..Öyle de yaptık.. Hemen burada bir dipnot vermek istiyorum.İngiltere’de Demiryolu ve Gar işletmesi biraz karışık olsa da mükemmele işliyor. Ancak o ”güvenlik delisi” İngiltere’nin Manchester Garı’nda ‘hırsızlık’ gayet sıradan bir olay.. Bir muhabir arkadaşımızın trene bavulunu koymasıyla,bavulun ortadan kaybolması arasında geçen süre yaklaşık süre 1 dakika..Hırsız trene binip,bavul konan özel bölmeyi açıp, rahatlıkla istediğini çalıp,kaçabiliyor..İngiltere’de yolu Manchester Garı’na düşeceklere hırsızlığa karşı çok dikkatli olmalarını tavsiye edebilirim.

[unitegallery stoke1]

Yaklaşık 45 dakikalık tren yolculuğu sonrası Stoke’dayız..En büyük şansımız, kaldığımız North Stafford otelinin istasyonun tam karşısında olması.Oldukça temiz ve güzel bir otel.Eski İngiliz mimarisinin tipik özelliklerini taşıyan, akşamları kırmızı üniformalı garsonların çay servisi yaptığı sevimli bir otel.. Yolu düşenlere tavsiye edebilirim..

Gelelim sosyal hayata.Şehir merkezinde hayat saat 18.00 de sona eriyor..Mekanları geçtim,alışveriş merkezleri bile akşama doğru kapanıyor.Avrupa’da gördüğüm en sessiz ve sakin yer diyebilirim.İstiklal Caddesi tadında tam merkezde bulunan trafiğe kapalı bir caddesi var Stoke’un.Gündüz oldukça kalabalık ancak gece tek kişi yok.Pubların toplandığı mekan ise şehir merkezinde değil,tam aksi istikamette.Saat 21 itibariyle Stoke-On-Trent’deki tek hareketlilik bir tiyatro salonunun önü.Bomboş sokakları geçip bir anda tiyatro binasının önünde onlarca insanı görünce İngilizlerin tiyatro tutkusunu daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Stoke geceleriyle ilgili ilginç bir not daha verelim. Şehir o kadar çabuk ıssızlaşıyor ki İstiklal Caddesi’nde ya da Avrupa’nın işlek caddelerinde sabaha karşı görebileceğiniz evsizler,alkolikler,keşler akşam 8 gibi sokaklarda gözükmeye başlıyorlar.Yolda yürürken sizden para ve sigara isteyenlerin sayısı az değil.Ne halk profili ne de

Şehrin yeme içme konusunda herhangi bir artısı yok.Stoke’da İngiltere’nin genel durumunun aksine, özel et restoranları, özel deniz ürünleri ya da özel mekanlar ne yazık ki mevcut değil.Hemen hemen herkes yeme içme işini Mc Donalds ve Sub-Way’de halletmeye çalışıyor.Bunun dışında sık sık Hot-Dog satılan büfelere rastlamak mümkün.

Nufüs yapısına gelince.Halkın neredeyse yüzde 30’u Hintli.Bu vatandaşlar yerel kıyafetleriyle sokaklarda kafalarına göre takılıyorlar..Bizim otel de tam şehir merkezinde olmadığı için İngiliz’den çok Hintli gördüm diyebilirim..Şehirde zaten İngiliz taksici yok.Tamamı Asyalı,Hintli,Afgan,Pakistanlı.Türkiye’den geldiğimizi duyan hemen muhabete başlıyor.Ulaşım sıkıntısı ya da trafik derdi yok.

[unitegallery stoke2]

Şehir İngiltere’nin çömlek üretiminde zamanında 1 numaraymış..Zaten kulübün lakabı da ”Potters” (çömlekçiler)..Çanak çömlek üretimi İngiltere dışına Stoke ve çevresindeki kasabalar tamamen terk edilmiş.O yüzden sokaklarda ya da mağazalarda süs eşyası,çömlek tarzı birşeyler bulma imkanınız yok.

Evet İngiltere bir futbol ülkesi.Ancak Stoke’da bunu bile bulamadık diyebiliriz..Maç günü sokaklarda 3-5 Stoke formalı çocuk.Onun dışında herhangi bi hareket yok..Her ingiliz stadında olduğu gibi taraftarlar maçın başlamasından 5 dakika önce stada giriyorlar ancak tribünlerdeki büyük boşluklar dikkat çekici.Şehrin üzerindeki ölü toprağı sadece sosyal hayatı değil, futbol sevgisini de köreltmiş gibi.Kısacası maç için gittik..Bir daha da anca yine maç için gideriz.Onun dışında hiçbir özelliği olmayan sıradan bir şehir.Yolunuz o taraflara düşerse trenden hiç inmeyin derim.Doğru New Castle’a gidin.Oralar daha bi canlı:)

Leave a Reply